-->

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Galatasaray.org


En çok hit alan spor kulübü resmi sitelerinin başında Galatasaray.org geliyor. Alexa'nın verilerine göre Türkiye'deki spor kulüplerinin resmi internet sayfalarında ilgiyi en çok yenilenen yüzüyle Galatasaray.org çekiyor. Türkiye'de en fazla tıklanan 100 sitenin arasında kendine yer bulan Galatasaray.org'un sıralamdaki yeri 82. Ayrıca ilk 100'de yer bulan tek spor takımı olduğunu da vurgulamak gerekli. Bu anlamda Galatasaray'ı takip eden diğer takım sitelerine baktığımızda Fenerbahce.org'u 106. sırada, Bjk.com.tr'yi 380. sırada görmek mümkün. Galatasaray.org için önemli olan bir başka konu ise, dünya genelinde spor kategorilerinde en çok rağbet gören 67. site konumunda olması. Ballandıra ballandıra anlatılması gereken bir ayrıntı bu. Öte yandan "Galatasaray Taraftar Sitesi" olarak yayın hayatına devam eden Webaslan.com da kendine ilk 100 arasında yer bulan sitelerden. Sıralamadaki yeri 92. Tüm bu verilerin oluşmasında önemli katkıları olan Galatasaray Spor Kulübü İletişim Koordinatörlüğü'ne teşekkür etmemiz gerekiyor. 310.000'den fazla üyesi bulunan Galatasaray.org, hem görüntü hem de yönetim biçimiyle son derece iyi sinyaller vermektedir. Ama şunu da es geçmeyelim. Sitenin İngilizce ve Fransızca sayfaları, Türkçe sayfasıyla eş zamanlı olarak güncellenmememektedir. Bu sorun da aşılır umarım. Güne kahve ve Galatasaray.org ile başlamaya devam öyleyse.

Galatasaray @ Resmi Site

2009 İstanbul Cup #02


Dün çok yavan bir final izledik İstanbul Cup'ta. Vera Dushevina, 41 dakikalık finalde rakibi Lucie Hradecka'yı rahat bir oyunla 2-0 yenerek kupaya uzandı. Tabii 220.000$'ın da sahibi oldu. Rakibi Hradecka'nın, finalden bir gün önce çiftler şampiyonu olduğunu ve bu yüzden hayli yorgun olduğunu söylemeden geçmeyelim. Bu arada benim de dünkü tahminlerim karavana oldu haliyle. Bundan sonra daha güzel finallere diyelim.

1 Ağustos 2009 Cumartesi

2009 İstanbul Cup #01


2005 yılında esmer çikolatam Venüs Williams'ın katılımıyla ihtişamlı bir organizasyonun başlangıcı olmuştu İstanbul Cup. Daha sonraları Maria Sharapova'yı bile izlemiştik burda. Ama bugün gelinen nokta pek de iç açıcı değil. Turnuva öncesi gidip yerinde izlemeyi bile düşünüyordum, ancak gerek bilet fiyatlarının saçmalığı gerekse turnuvanın tarihi ve katılan isimler yüzünden gitme planımı diğer senelere bıraktım. Turnuva halen devam etmekte. D Spor ve CNN Türk ekranlarından canlı yayınlar yapılıyor. Maçlar izleyenlere ne derece keyif veriyor tartışılır. Boş kortlar, orta sınıf tenisçiler. Bir de teklerde turnuvanın 1 ve 2 numaralı seri başları Vera zvonareva ve Patty Schny ikilisinin erken vedası tüm bunların üzerine tüy dikti. Ee İpek Şenoğlu ve Pemra Özgen gibi Türk sporcular da elendi zaten. Yarı finaller bugün oynanıyor. Benim favorilerim teklerde Timea Bacsinszky, çiftlerde ise Julia Goerges & Patty Schnyder ikilisi. Resmi siteden sonuçları ve gelişmeleri takip edebilirsiniz. Final yazısında görüşmek üzere.

31 Temmuz 2009 Cuma

Megan Fox

Bajka


Müzik merkezli yazılarıma güzel bir sesle devam etmek niyetindeyim. Tanıtacağım kişi, uzun süredir beğeniyle takip ettiğim ve en sonunda hakkında birkaç şey yazma gerekliliği hissettiğim bir yüz. Kendisine Bajka deniyor. Resmi dilde Bajka Pluwatsch. Aynı zamanda kendisinin, "peri masalı" ve "müziğin & edebiyatın tanrıçası" manalarına gelen özel isimlerle anıldığını da söyleyelim. 1978 Hindistan doğumlu olan Bajka, güzel sesli bir şarkıcı. Sadece şarkı söylemiyor, şiir de yazıyor. Yazmakla da kalmayıp çeşitli ülkelerde etkinliklere katılıyor. Şiire merakı ve etkin bir şekilde bu işle ilgilenmesi, Güney Afrika'da başlıyor. Kim bilir belki de bu yüzden, kendisini Asya ve Afrika'da daha özel hissettiğini söylüyor. Zaten çocukluğunu da tamamen ailevi sebeplerden ötürü Portekiz ve Güney Afrika dolaylarında geçiriyor. Şiir kısmını bir tarafa bırakarak, müziğine dönelim isterseniz.

Şarkı söylemeye bir kilisede başladı Bajka. Daha sonra müzik, onun yaşamını şekillendirdi, belki de o müziğin etrafında şekil aldı. İkisi de mümkün tabii. Müzik sayesinde birçok ülkeye seyahat eden Bajka, birçok farklı yaşamla ve kültürle karşılaştı. Bu durum müziğine olumlu anlamda yansımalar yapmış olmalı ki, sesini duyunca güzel duygulara kapılıyor insan. Benim kendisi dinlememse, Radio Citizen'in Berlin Serengeti albümünde seslendirdiği Voices şarkısıyla oldu. Daha sonra üzerine düştüm bu sesin. Bajka'yı daha yakından tanımaya çalıştıkça anladım ki, kendisi tam bir müzik kadını. Diskografisi oldukça geniş. Ama hiç solo albümü yok! Birçok sanatçının albümüne konuk olmuş. Bonobo, Radio Citizen, Beanfield, Ben Mono, Mich Gerber, Sola Rosa ve Eastenders gibi isimler, Bajka'nın beraber çalıştığı müzisyenlerden sadece birkaçı. Eğer Bajka'yı tanıyanınız varsa bu kesinlikle Bonobo sayesindedir diyebilirim. Benim aksime çoğu kişi, Bonobo'nun 2006 çıkışlı Days to Come albümüyle sevmişler onu. Çünkü, söz konusu albümün 4 şarkısında vokallik yapmıştı Bajka. Özellikle Walk in the Sky ve Days to Come şarkıları kusursuza yakındı. Zaten Bonobo'nun albümündeki o jazz, funk birlikteliği en çok Bajka'nın işine gelmişti. Kulağa garip ama güzel gelen Bajka'nın aksanıyla, şarkılar güzel bir kimliğe bürünmüş oldu. Bajka'nın dilediğince yönetebildiği o cazımsı ses tonu her şeyi anlatıyordu aslında. Nitekim artık onun yer aldığı albümlerin ederi herkese göre artıyor, daha da artacak.

Özellikle "Walk in the Sky" benim gözdem. Aşağıdaki play tuşuna dokunarak bir ön bilgi edinebilirsiniz mesela. Bu kadının çoğu şarkısını beğenerek dinliyor ve soul'ını hissediyorum denebilir. Walk in the Sky'dan sonra Lady Love, Days to Come, El Cielo, Voices, Nightlite, Suburban Resident ve Between the Lines sıklıkla dinlediğim Bajka güzellikleri. "Bu Bajka bir başka arkadaşlar" diyerek ve kendisinin de söylediği üzre "music is the healer" lafına katılarak son veriyorum yazıma. Keyifli dinlemeler.

Bajka @ My Space
Bajka - El Cielo
Bajka - Days to Come

30 Temmuz 2009 Perşembe

Elano Blumer @ Galata Saray


Gece 03:45'te öğrendiğim bir haberdi bu. Haldun Üsttünel'in gece operasyonuydu diğer bir deyişle. Ayıla bayıla izlediğimiz Elano Blumer sarı kırmızı olmuştu işte. Haberi alır almaz çılgınlar gibi sevindim. Bir aksilik yaşanmazsa, takımımıza çok şeyler katacaktır 4 sene içinde. Hoş geldin Elano. Ha bir de boşuna açmadık biz o pankartı be abicim: In Haldun we trust:)

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Ali Sami Yen


Bizlere miras olarak kalan büyük Galata Saray'ın büyük kurucusu Ali Sami Yen'i, vefatının 58. yılında saygıyla analım...

2288


"2288 nedir" sorusunun cevabı verilmiş bugün Galata Saray'ın Resmi Sitesi'nde. İsmine yepyeni bir site açılarak hem de. Son derece gösterişli ve orijinal bir havası olan sitede, Can Atilla'nın fetih marşını ve Müşfik Kenter'in güzel yorumunu işitmek de çabası. Galata Saray'ın köklerine uzanan bir yolculuk için çekinmeyin, siz de buyrun.

28 Temmuz 2009 Salı

The Black Hole


2003'ten beri hizmet veren ve geniş film yelpazesiyle dikkat çeken, kısa film ağı The Future Shorts'ta rastladığım, The Black Hole adlı filmi takdim etmek istiyorum sizlere. 2008 yapımı olup 3 dakika uzunluğundaki kısa filmimiz, son derece merak uyandıran cinsten. Güzel ve enterasan bir konuya sahip. "Keşke başroldeki adam ben olsam" diyorsunuz bir an için. Ama tabii filmimizin sonuyla beraber keşke lafımızdan eser kalmıyor:) Bir yandan insanların doyumsuzluğunu da işaret eden kısa filmin yazar ve yönetmen ikilisi Philip Sansom & Olly Williams oluyor. Oyuncumuz ise Napoleon Ryan. The Future Shorts bünyesindeki diğer filmleri, sitenin YouTube kanalından izleme imkanınız var. Hepsi bu:) İyi seyirler.

The Black Hole @ IMDb

2009-2010 Sezonu Galata Saray Formaları


Bu sezonun formaları daha evvelden gözümüze iliştiğinde, çoğu kimse beğenmediğini açıkça söylemişti. Dünkü forma tanıtım gecesi sonrasında da farklı yorumlar gelmedi taraftardan. Yine birçokları beğenmedi. 3 farklı renkle sunuldu formalarımız: Parçalı, beyaz ve mor. Öncelikle parçalıdan başlayalım söze. Geçen yılki parçalımızı bayaa bir sevip beğenenlerdenim ben de. Bu yıl ise o beklentimi karşılayamadı klasik formamız. Özellikle Avrupa Kupası maçlarında tercih edileceğini düşünüyorum parçalının. O yüzden forma konusunda bir süreklilik kazanılmasını düşünüyorum. En azından ana sabit formamızda bu böyle olmalı. Bundan 10 yıl evvelki Avrupa Kupası maçında hangi parçalıyı taşıyorsak sırtımızda, 10 yıl sonraki parçalımız da ona paralel olmalı. Hani göğüs reklamıdır, şudur, budur gibi detaylara girmiyorum. Biz taraftarlar parçalı dendi mi, Metin Oktay'ın önce sarısını sonra kırmızısını görmek isteriz. Renklerin yerini değiştirmenin mantığı yok bana kalırsa. Ayrıca parçalının fotoğraflardan görebildiğimiz kadarıyla kaliteden yoksun olduğunu da anladık. Her şeye rağmen Çadır'a uğrayıp ilk alacağımız forma olacaktır parçalı.

İkinci formamız düz beyaz. Keita'ya yakıştığını düşünüyorum. Beyaz iyidir her zaman:) Bir de herkesin diline dolanan mor formalar var. Türkçemize deyim kazandırma sevdalıları pek bir sevdi bu formayı! Onların sevgisi kötü huylu olsa da, ben cidden beğendim. Turkcell Süper Ligi'nde pek tabii kullanılabilir. Ama yukarıda da bahsettiğim gibi Edirne'yi geçtikten sonra hafızalardan silinmesi gereken bir forma bu. Forma tanıtım gecemiz de ilk başlarda iyi başlamasına karşılık daha sonra o büyüsünü kaybetti. Müşfik Kenter'in sesiyle 2288 tarihine, Galatlar'a atıfta bulunmak çok güzeldi. Gecede, mor renkli formamızın asaleti simgelediğini, etimolojik açıdan "Galata" sözcüğünün geçmişini vurguladığını ve bu sebeple de 2288 olarak adlandırıldığını herkeslere duyurmaları gayet iyi oldu. Mikrofon sahibi Cem Davran'ın sululuğu aşırıya kaçsa da ben mankenleri görememenin üzüntüsünü yaşıyorum hala:)

Tanıtım gecesine ilişkin ayrıntıları okumak için şu rotayı izleyebilirsiniz. Formalarsa şu an itibariyle satışta. Edinmek istersiniz bilirim:) Onun için en yakın GS Store'lara ya da netten şuracığa bakınabilirsiniz. Son olarak parçalımızın iç yakasında yer alan şu sözle kapayalım post'umuzu: "Ali Sami Bey'lerin, Hasnun'ların, Metin'lerin ahvadıyız; bu ülkede hem sporun, hem irfanın ecdadıyız."

26 Temmuz 2009 Pazar

Bolt Bildiğimiz Gibi


Acaba rekor gelir mi diye meraklanıyorduk, ama olmadı. Jamaikalı Usain Bolt, Londra Grand Prix'i 100 metre finalinde 9.91'le yine zafere koştu. Halbuki biz 9.54 bekliyorduk. Olmadı dedik, fakat olmayacak demedik! Bir ay sonra Dünya Şampiyonası başlayacak. Tyson Gay Bolt'a bileniyor. Hatta Londra'da 200 metreyi kazandı, moral buldu. Ama bir gerçek var. Bu Usain Bolt herkesten çok farklı. Şu an için ona bir rakip göremiyorum ben. Bolt, ne zaman isterse -ki bu yüksek ihtimalle büyük şampiyonalar veya Olimpiyatlar olur- o zaman rekorunu geliştirebilecek güce ve enerjiye sahip bir atlet. En iyisi biz, rekorun ne zaman geliştireleceğini bekleyip görelim.

2009 WNBA All-Star


Genelde kimse NBA gibi bir şov dünyası varken WNBA maçı seyretmez. Haklı nedenleri vardır elbette, ama ben izlerim. Çünkü kadınların yaptığı her sporu sorgusuz sualsiz takip etme yetisine sahibimdir:) Dün gece 2009 WNBA All-Star maçı vardı Ntv Spor'da. Açtım biramı oturdum izledim. Gayet de güzeldi. Türkiye Ligi'nden tanıdık isimleri görmek ayrıca güzeldi. Onlardan halen Galatasaray forması giyen Sophia Young, 17 dakika görev alıp şu istatistikleri tutturdu: 2 sayı, 2 asist ve 7 ribaund. Young'ın da formasını giydiği Batı Karması, maçı 130-118 kazandı. Maçın en skorer ismi 22 sayıyla Batı Karması'ndan Swin Cash oldu. Ayrıca kendisi gecenin MVP'si seçildi. Maçın son anlarında ise Doğu Karması adına müacadele eden Sylvia Fowles'ın smacı da görülmeye değerdi.