-->

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Yalnız Futbol


Galatasaray TV'de bu akşam itibariyle yepyeni bir program başlıyor. "Yalnız Futbol" ismi. Bilindik spor programı furyalarından değil evvela. Sadece futbolun analizleri yapılacak. Elbette ki Galatasaray üzerine konuşulacak. Programda tanıdık arkadaşları göreceğiz. Melih Şabanoğlu sunumunda gerçekleşecek olan Yalnız Futbol'da, Eray Sözen, Uğur Karakullukçu ve Atahan Altınordu yorumlarıyla 1 saat 15 dakika konuk olacaklar ekranlarımıza. Program, her hafta çarşamba günleri saat 21:00'dan itibaren yayınlanacak. Galatasaray TV'yi Digitürk platformundan takip edebilirsiniz. Şayet izleme imkanınız yoksa Galatasaray.org'un Sarı Kırmızı Medya bölümüne düşeceklerdir videoları. İyi seyirler.

Yalnız Futbol @ Galatasaray TV

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Sevdiğim Replikler #08


-Laugh and the world laughs with you. Weep and you weep alone.

*Oldboy

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Bahadır Akkuzu


Kurtalan Ekspres'in gitaristi Bahadır Akkuzu dün geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Güzel bir müzik insanını 54 yaşında kaybettik. Tüm sevenlerinin başı sağ olsun.

7 Ağustos 2009 Cuma

Ulan Galatasaray


Tribün Dergi'den Fergurel arkadaşımızın enfes yazısıdır bu "Ulan Galatasaray". Ulan lafı, derdini ve neşesini Galatasaray'ıyla paylaşanların edebileceği bir laftır. Herkesin haddine değildir. Her şeyi kendi içinde, yuvasında, Galatasaray'ında yaşayan insanların lafıdır işte. "Galatasaray Ulan" değildir misal, "Ulan Galatasaray"dır. O nüans farkının altında çok anlamlar yatar. 80'lerin ruhunu en güzel anlatan, Galatasaraylılığı en iyi yorumlayan bu özel yazıyı, noktasına virgülüne dokunmadan armağan ediyorum renktaşlarıma. İyi okumalar.

Ulan Galatasaray

biz öööle kendi hayatımızı efendi gibi yaşamaya çalışırken
ne biliyim...
sağa sola salça olmadan...

belki en büyük keyfimiz...
günesin allahına kadar vurdugu altın sarısı biramızı yudumlarken...
birbirimize ask acılarımızı, ''pardon! gözüme toz kaçtı!'' hissiyatı içinde fısıldarken...

bacağımıza sürünüp duran bir kediyi okşarken,
''ooluum bu kedi hayvanı var ya, tekamül zincirinin en son halkasi lan...
"buda'dan bile daha bilge lan bu hayvan!'' seklinde naif muhabbetlerimizi yaparken...

kanımızı dökerek kurduğumuz ayyaş cumhuriyetin en aşşağılık başkentleri aksaray meyhanelerinde
ileri karakolları olan parklarda...
gökte sadece sahici bi dolunay...
elimizde güsel marmara...
şehirin götünde pireler uçusurken
ve biz terkedilen bir sevgili nasil üşürse...
işte ööle üşürken...
ve daha onyedi...onyedi...on yedi...iken aşk konuşulur di mi...
hayir biz senin addını fısıldıyorduk galatasaray
bunu hiç bilmeyeceksin!

gecenin çükünde her türkgh babası gibi ayyaş bi babanın sızmasını bekledikten sonra
yine boynumuzda sarı-kırmızı kaşkollar
yine aynı dolunayın altında buluşup
bağrında gecelemek için sana koşarken
içtigimiz o güsel marmaranın bile adın kadar içimizi ısıtamadığını hiç bilmeyeceksin galatasaray!

1980'ler...sokağa çıkma yasakları... daha on yedi...on yedi...on yedi...bile diilken
geceleri boynumuzda sarı kırmızı kaşkollar...
elimizde sarı kırmızı pankartlar...bir militan gibi toplum polislerinden kaçarken...
ve bütün yaşıtlarımız...
geceleri... gayrimeşru bu şehrin gayrimeşru duvarlarına kahrolsun faşizm yazarken
biz geceleri aynı duvarlara...en büyük cimbom yazdık
ve bütün yaşıtlarımız gündüzleri mütemadiyen fenerli iken
biz aleme inat seni sevdik
komik olan şuydu
tarihinin en zavallı dönemiymis meğer
hiç şampiyon olamazdın o zamanlar
biz de zaten farkında diildik... hep güsel marmaraydık çünki
daha on yedi on yedi on yedi bile diildik...
neden gaassaray? diyenlere...
because, güsel marmarayla güsel gidiyor! derdik...
ki bunu hiç bilmezsin...

daha onyedi onyedi onyedi bile diildim diyom... alooooooo?

ulan gaassaray! söyleyecek o kadar çok şeyim var ki sana!
ulan! anlatacak o kadar çok hikayem var ki gaassaray!
anam avradım olsun hiç bilemeyeceksin!
bu kediler var ya...çok enteresan hayvanlar abi...

*Fergurel

4 Ağustos 2009 Salı

Olivia Thirlby

19


Okumaktan asla bıkmadığımız ve bıkmayacağımız yazar Cem Akaş'ın yeni romanı 19, piyasaya çıkalı birkaç ay oldu. Eğer kendisinin 7 ve Olgunluk Çağı Üçlemesi gibi kitaplarını daha evvelinden okuyanınız varsa bunu da kaçırmayın diyorum.

19 - Satın Al

Galatasaray Dergisi #81


Elano Blumer'in kapağı süslediği Galatasaray Dergisi'nin yeni sayısı raflarda. Detaylı içerik bilgisine de bakalım. Derginizi tükenmeden arşive katınız efendim:)

Galatasaray Dergisi 81. Sayı - Satın Al

Reset #38



Reset Magazin 38. Sayı - Oku

3 Ağustos 2009 Pazartesi

The Wackness


Sevgili Aras ve Ulaş beylerinlerin tavsiyesini dikkate alıp "The Wackness" filmini izledim geçtiğimiz gece. Huyumdur, şahsıma yapılan önerileri çok geç değerlendiririm. Yine öyle oldu. Hayli rötarlı bir şekilde izlemiş olsam da, sonuna kadar "izlediğime değdi" diyebiliyorum. Hem zaten bazı filmleri herkesten çok sonra izlemek, sanılanın aksine oldukça keyiflidir. Dilerseniz filme geçelim biz şimdi.

Yer, New York'un Manhattan bölgesidir. Yılsa 1994. Bu tarih, müzik açısından oldukça önemlidir, hatta hiphop için ciddi manada şaşalıdır bile diyebiliriz. Zira, Tupac ve Biggie gibi müthiş isimler halen yaşamaktadır. Kötü olsansa Kurt Cobain'in intiharıdır. Filmimizin merkezindeki isim olan Luke, işte tam o yıllarda liseden yeni mezun olmak üzere olan bir torbacıdır. Ama zannettiğiniz gibi popüler bir öğrencilik hayatı olmamıştır, o kaybedendir, o yalnızdır. Sadece bu kadar da değil. Ailesinin borçlarını fazlaca kafaya takan Luke, gün geçtikçe depresifleşmektedir de. Luke'un yalnızlığını paylaştığı bir kişi vardır. O isim, kendisine marihuana karşılığı terapi seansları uygulayan Dr. Squires'tan başkası değildir. Ama bakıldığında doktorun da Luke'tan aşağı kalır yanı yoktur, onun da iyi gitmeyen bir evliliği ve kullandığı ağır haplar vardır. Psikiyatristimizin, yaşının aksine fena halde çocuk ruhlu olması ve gençliğinde yaşamaya cesaret edemediği şeyleri artık yaşamak istemesi, hayatında bazı şeyleri değiştirecektir. Bu arada süper ikilimiz Luke ve Squires aylar geçtikçe ahbap, kanka ve dost kıvamına gelecektir. İşler bir müddet böyle gidecektir ta ki Luke, doktorun üvey kızı Stephanie'yle yakınlaşıncaya kadar. Ekranda kareler aktıkça görebileceğimiz diğer şeylerse; aşk, kırılan kalpler, ikili yalnızlıklar ve kazanılan kimlikle beraber olgunlaşan hayatlar...

Filmin içeriğini en yalın biçimde anlattıktan sonra geriye ne kalmış bir bakalım. The Wackness, 2008 yapımı bir bağımsız film. Belki hatırlayanınız vardır, "2009 !f İstanbul Film Festivali"ne konuk olmuştu kendisi. Ben o zaman ıskalamıştım The Wackness'i. Türkçe "Arıza" olarak söylense de biz dillendirmiyoruz tabii bunu. The Wackness, herkesin sevebileceği türden bir yapım değil. Ama işin hiphop öğelerini göz önüne alırsak sizler tarafından sevileceğini garanti edebilirim. Biraz komedi, biraz romantizm ve dram unsurları mevcut filmde. Güzel yanlarından biri de bu. Bu sayede film daralmıyor. Ama temposunun düşük olduğunu söylemeliyim. Düşük tempo sıkıcı manasına gelmemeli ama. Filmimizin, ilişkilere bakış açısını irdeleğimizde kesinlikle erkekler tarafından olayı ele aldığını söyleyebiliriz. Film, konu ve karakterlerin özellikleri olarak klişeliğe meyilli olsa da kurgusunun iyi olduğunu vurgulamalıyız. Sonra yansıtılan dönem oldukça başarılı bir şekilde geliyor önümüze. Örneğin kahramanımız Luke, walkman'le sokakları arşınlarken, çağrı cihazıyla haberleşmekte ve boombox'ını da yanından hiç eksik etmemektedir. New York'un, belediye başkanı "Rudy Giuliani"nin tutumları sonrasında nasıl bir hale büründüğü, onun döneminde sokaklara nasıl bir yaklaşımla bakıldığı kısmı da es geçilmemeli. Filme bağımsız dedik ama kazanılan ödüllerden bahsetmedik. 2008 yılında Sundance Film Festivali ve Los Angeles Film Festivali'nde "İzleyici Ödülü"ne layık görüldü. Filmin başrollerinde, doktor karakteriyle övgüyü fazlasıyla hak eden Ben Kingsley, canlandırdığı Luke karakteriyle oyunculuğunu hayli iyi bulduğum "Josh Peck" ve doktorun üvey kızını oynayan güzel dişimiz "Olivia Thirlby" var. Yan rollerde ise "Olsen" ikizlerini ve hiphop camiasının önemli yüzlerinden "Method Man"i görüyoruz. Yazar ve yönetmen koltuğundaki isimse Jonathan Levine.

Filmimizi özel kılan etkenlerin başında şüphesiz müzikleri geliyor. Biggie'den "The What" & "Can't You See", A Tribe Called Quest'ten "Can I Kick It?", Biz Markie'den "Just a Friend" The Wackness'e ritim kazandıran şarkılar. Final sahnesinde, David Bowie'nin "All the Young Dudes" şaheserini Mott the Hoople'dan işitmekse ayrı bir keyif. Luke Shapiro'nun ve Jeffrey Squires'ın ağzından dökülen 10 numara repliklerle nokta koyalım yazımıza. İyi seyirler...

"Acıyı benimse, senin bir parçan olsun."
"Asla, ot içmeyen ve Bob Dylan dinlemeyen birine güvenme."
"Zenci bir kız düzmeyi dene. Benim öyle bir şansım olmamıştı üniversitede okurken."
"Liseli arkadaşlara ihtiyacım yok. Bir hafta Kris Kross dinlerler, sonraki hafta Pearl Jam. Ben onlar gibi değilim, sadığım. Yani, ben hala kasetten müzik dinliyorum."

The Wackness @ IMDb
The Wackness @ Resmi Site

Galatasaray.org


En çok hit alan spor kulübü resmi sitelerinin başında Galatasaray.org geliyor. Alexa'nın verilerine göre Türkiye'deki spor kulüplerinin resmi internet sayfalarında ilgiyi en çok yenilenen yüzüyle Galatasaray.org çekiyor. Türkiye'de en fazla tıklanan 100 sitenin arasında kendine yer bulan Galatasaray.org'un sıralamdaki yeri 82. Ayrıca ilk 100'de yer bulan tek spor takımı olduğunu da vurgulamak gerekli. Bu anlamda Galatasaray'ı takip eden diğer takım sitelerine baktığımızda Fenerbahce.org'u 106. sırada, Bjk.com.tr'yi 380. sırada görmek mümkün. Galatasaray.org için önemli olan bir başka konu ise, dünya genelinde spor kategorilerinde en çok rağbet gören 67. site konumunda olması. Ballandıra ballandıra anlatılması gereken bir ayrıntı bu. Öte yandan "Galatasaray Taraftar Sitesi" olarak yayın hayatına devam eden Webaslan.com da kendine ilk 100 arasında yer bulan sitelerden. Sıralamadaki yeri 92. Tüm bu verilerin oluşmasında önemli katkıları olan Galatasaray Spor Kulübü İletişim Koordinatörlüğü'ne teşekkür etmemiz gerekiyor. 310.000'den fazla üyesi bulunan Galatasaray.org, hem görüntü hem de yönetim biçimiyle son derece iyi sinyaller vermektedir. Ama şunu da es geçmeyelim. Sitenin İngilizce ve Fransızca sayfaları, Türkçe sayfasıyla eş zamanlı olarak güncellenmememektedir. Bu sorun da aşılır umarım. Güne kahve ve Galatasaray.org ile başlamaya devam öyleyse.

Galatasaray @ Resmi Site

2009 İstanbul Cup #02


Dün çok yavan bir final izledik İstanbul Cup'ta. Vera Dushevina, 41 dakikalık finalde rakibi Lucie Hradecka'yı rahat bir oyunla 2-0 yenerek kupaya uzandı. Tabii 220.000$'ın da sahibi oldu. Rakibi Hradecka'nın, finalden bir gün önce çiftler şampiyonu olduğunu ve bu yüzden hayli yorgun olduğunu söylemeden geçmeyelim. Bu arada benim de dünkü tahminlerim karavana oldu haliyle. Bundan sonra daha güzel finallere diyelim.

1 Ağustos 2009 Cumartesi

2009 İstanbul Cup #01


2005 yılında esmer çikolatam Venüs Williams'ın katılımıyla ihtişamlı bir organizasyonun başlangıcı olmuştu İstanbul Cup. Daha sonraları Maria Sharapova'yı bile izlemiştik burda. Ama bugün gelinen nokta pek de iç açıcı değil. Turnuva öncesi gidip yerinde izlemeyi bile düşünüyordum, ancak gerek bilet fiyatlarının saçmalığı gerekse turnuvanın tarihi ve katılan isimler yüzünden gitme planımı diğer senelere bıraktım. Turnuva halen devam etmekte. D Spor ve CNN Türk ekranlarından canlı yayınlar yapılıyor. Maçlar izleyenlere ne derece keyif veriyor tartışılır. Boş kortlar, orta sınıf tenisçiler. Bir de teklerde turnuvanın 1 ve 2 numaralı seri başları Vera zvonareva ve Patty Schny ikilisinin erken vedası tüm bunların üzerine tüy dikti. Ee İpek Şenoğlu ve Pemra Özgen gibi Türk sporcular da elendi zaten. Yarı finaller bugün oynanıyor. Benim favorilerim teklerde Timea Bacsinszky, çiftlerde ise Julia Goerges & Patty Schnyder ikilisi. Resmi siteden sonuçları ve gelişmeleri takip edebilirsiniz. Final yazısında görüşmek üzere.